NATO’nun güçlü mesajlarından biri mutfaktan çıktı

Img

Malum, geçen haftanın en çok konuşulan başlıklarından biri Ankara’daki NATO Zirvesi ve zirve kapsamında kurulan sofralardı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki liderler için hazırlanan gala yemeği menüsünde Fatih Tutak’ın imzası vardı. Aynı akşam uluslararası heyetlere sunulan resmi davetin mutfağını Sinem Özler yönetti. Ertesi gün Çankaya Köşkü’nde ‘first lady’lere verilen öğle yemeğiniyse Osman Sezener hazırladı.

Menüler sosyal medyada paylaşılır paylaşılmaz herkes tabakları, yemekleri ve sunumları konuşmaya başladı. Benim dikkatimiyse ilk anda bambaşka bir ayrıntı çekti. Menülerde yalnızca yemekler değil, onların kimlikleri de anlatılıyordu.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat asma yaprağı, Ayaş domates salçası, Erzincan tulumu, Çeşme damlasakızı, Maraş dondurması… Bunlar bir menüde rastgele sıralanmış malzemeler değildi; Anadolu’nun farklı bölgelerine uzanan bir lezzet rotasının duraklarıydı. Çünkü bugün dünya gastronomisinde bir ürünün değeri yalnızca tadıyla ölçülmüyor. Nerede üretildiği, hangi iklimde yetiştiği, hangi üreticinin emeğini taşıdığı ve hangi kültürün parçası olduğu da lezzeti kadar önemseniyor.

Bu konuyu yıllardır coğrafi işaretler üzerine çalışan Metro Türkiye Sebze-Meyve Kategori Müdürü ve Coğrafi İşaretler Koordinatörü Birol Uluşan’la konuşurken o da benzer bir noktaya dikkat çekti: “Bir toplumu yemeklerinden daha iyi ne anlatabilir? Yemeklerimizi kendi isimleriyle söylemek, menülerde geldikleri coğrafyayla birlikte sunmak ve dünya liderlerine bu özgüvenle ikram etmek Türk gastronomisi adına çok kıymetliydi. Çünkü o tabakların arkasında yalnızca lezzet değil, çok güçlü hikâyeler ve üreticiler var. Bizi biz gibi anlattılar. Bu sofralar yalnızca Türk gastronomisini değil, aynı zamanda kırsal kalkınmayı, turizmi ve yerel üreticiyi de temsil etti.”

Bir başka önemli tercih de yemeklerin isimlerinin zoraki çevirilere maruz kalmamış olmasıydı. Haydari yine haydari olarak kaldı. Hibeş, mantı ve tarhana da öyle… Çünkü bugün güçlü mutfaklar kendi sözcüklerini başka dillere tercüme etmek yerine dünyaya öğretmeyi tercih ediyor. Gastronomi artık yalnızca tarif değil, kültür de taşıyor. Umarım bu yaklaşım herkese örnek olur ve artık mantıyı Turkish ravioli, lahmacunu Turkish pizza olarak hiçbir menüde görmeyiz.

Lafın özü zirve boyunca tüm dünyaya âlâ bir gastrodiplomasi dersi verdik. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.

‘Büyük bir onurdu’

Şef Fatih Tutak

Böylesine özel bir sofrada Türk mutfağını temsil etmek bizim için büyük bir onurdu. Bu menüde Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen ürünleri, üretici emeğini ve mutfak hafızamızı çağdaş bir dille anlatmak istedik. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu önemli buluşmanın bir parçası olmak bizim için çok değerliydi.

‘Ürünler laboratuvar kontrolleri yapılarak alındı’

Şef Osman Sezener

Yemek pişirme davetini aldığımda ilk hissettiğim şey heyecan ve sorumluluktu. Yaklaşık bir ay öncesinden planlamalar ve hazırlıklar başladı. Biz farklı alanlarda (first lady yemeği, delegasyon, VIP,  basın) sorumluluk üstlendiğimizden menülerin oluşturulması, sipariş süreci ve Cumhurbaşkanlığı mutfak ekipleriyle koordinasyon önemliydi. Sayın Hanımefendi’yle (Emine Erdoğan) öncesinde bir tadım süreci vardı. Bir hafta öncesinden külliye mutfağındaydık. Cumhurbaşkanlığı mutfak ekipleriyle yaklaşık 60 kişiydik. Tüm ürünler laboratuvar kontrolleri yapılarak alındı ve her yemekten özel numuneler alındı. Amacımız gelen tüm misafirlerin Türkiyemizin o muhteşem 7 bölgesinin lezzet ve ürün farklılığını ve kalitesini hissetmesiydi. Bundan dolayı elimizden geldiğince farklı coğrafi işaretli ürün kullandık. Özgün menüler tercih ettim. İstedim ki bizim yemek kültürümüz ve ürün kalitemizi tüm ülkeler görsün. Bu kadar geniş bir mutfağı farklı açıdan görmelerini istedik. En çok mutlu olduğumuz şey tüm misafirlerin bize defalarca teşekkür etmesi oldu. Bambaşka bir mutfağımız olduğunu hissettirmek ve iyi anılarla misafirleri ülkelerine uğurlamak en önemlisiydi.

‘Anadolu’nun zenginliği…’

Şef Sinem Özler

Bu davet için telefon geldiğinde ilk hissettiğim şey büyük bir sorumluluktu. Böyle bir sofrada yaptığınız her seçim ülkenizi anlatıyor. “Türkiye’yi tek bir tabakta nasıl doğru anlatabiliriz” sorusu hazırlığın ilk anından itibaren zihnimdeydi. Farklı mutfaklardan şefler ve yüzlerce mutfak çalışanı aynı hedef için kusursuz bir koordinasyonla çalıştı. Biz de kendi ekibimizle günler öncesinden hazırlıklara başladık. Külliye ekibi çok deneyimliydi, her aşamada yanımızdalardı ve yardımcılardı, onlarla beraber bu işin altından kalkabildik. “Bu sofradan kalkan biri Türkiye hakkında ne hissetsin” sorusundan yola çıktım. İstediğim şey, Anadolu’nun zenginliğini bağırmadan ama güçlü bir şekilde hissettirebilmekti. Anadolu’nun yüzlerce yıllık sebze yemekleri, zeytinyağlıları, dolmaları, tahıl kültürü ve geleneksel pişirme yöntemleri dünyada hâlâ yeterince bilinmiyor. Mutfağımızın çeşitliliğini gösterebilmek istedim. Amacımız; Anadolu’nun kültürünü, üreticisini ve hafızasını aynı sofraya taşımaktı. Boş dönen tabakları görünce de tarifsiz bir mutluluk yaşadım.

Source

yok

Author: Ece Öztürk